Türkiye’nin en prestijli film festivallerinden biri olan Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, sinemaseverlerle buluştu. Festivalin 63’üncüsü, “ulusal film yarışması” heyecanıyla dün gösterilen iki filmle start aldı.
Festival kapsamında senaryosunu Nazlı Pınar Ünlü ve Nihan Belgin’in kaleme aldığı, Biket İlhan’ın yönettiği “Tatlı Maya” dünya prömiyerini gerçekleştirirken; Ragıp Türk’ün yazıp yönettiği “Taş ve Tüy” ise Türkiye’deki ilk gösterimini yaptı.
HOŞGÖRÜSÜZLÜK
Ayça Bingöl, Cansu Tosun, Suna Yıldızoğlu, Emre Altuğ, Erdem Kaynarca, Gökberk Yıldırım, Erdem Ergüney ve Fatih Serdar Yılmaz’ın yer aldığı “Tatlı Maya”; küçük bir kasabada fırın işleten Nazan (Ayça Bingöl), savaştan kaçan ve eşini kaybeden Rana (Cansu Tosun), kasabanın Yunan kökenli terzisi Maria (Suna Yıldızoğlu), Nazan’a bağlı olan eski eşi Sami (Erdem Ergüney), genç zabıta memuru Ali (Erdem Kaynarca) ve kasabanın “deli bilgesi” (Emre Altuğ) etrafında gelişen bir göç ve hoşgörüsüzlük hikâyesi sunuyor.

“Tatlı Maya”
Filmin ana teması, Suriye iç savaşıyla (2011) Türkiye’nin yakın geçmişindeki önemli sorunlardan biri olan “sığınmacı sorunu” üzerinden önyargılardan uzak bir şekilde farklılıklarla birlikte yaşama isteğini dile getiriyor. Ancak filmin zaman, mekân ve süreklilik problemleri seyir zevkini olumsuz etkileyen unsurlar arasında. Görsel açıdan zayıf kalan kadrajlar ile diyalogların sıradanlığı; bu yapımı daha çok ana akım bir televizyon kanalındaki “primetime” dizisine benzetiyor.
Gösterim sonrası yapılan söyleşide Suna Yıldızoğlu’nun filmdeki “kötülük” kavramını sosyal medya üzerinden kendi hayatına örnek vererek ele alması dikkat çekti. Yıldızoğlu şu ifadeleri kullandı: “Ben 1974 yılında Türkiye’ye geldim ve sosyal medya ortaya çıkana kadar sadece sevgi gördüm. Şimdi İngilizce konuşmam zor olacak ama; Türklerin misafirperverliği ve insanları olduğu haliyle kabul etme biçimini başka hiçbir yerde görmedim!
Farklı ülkelerde yaşadım; Avustralya’da, İngiltere’de, Fransa’da ve İspanya’da. Bu durumu başka bir yerde deneyimlemedim. Ancak son yıllarda sosyal medyada bazı insanların gerçek yüzlerini görmeye başladım; kötü ruhlu insanlar olduklarını fark ettim. Kendilerine bir alan yaratmışlar ki bu durum bizi umutsuz kılıyor. Dün korteje katıldım ve eski sevdiğim Türkiye’yi gördüm.”
YOKSULLUK İÇİNDE…
Günün ikinci ulusal film yarışması filmi “Taş ve Tüy”, erkek şiddetinin mağdur bıraktığı Nazire’nin (Melda Tuzluca) hikayesini anlatıyor. Cezaevinden çıktıktan sonra yetiştirme yurtlarında kalan oğlu Uğur’u (Ersen Karagöz) almak isteyen Nazire’nin mücadelesi üzerine inşa edilmiş.

“Taş ve Tüy”
Ragıp Türk, ilk filmi olmasına rağmen izleyiciyi hemen içine çekmeyi başarıyor. Senaryosu açık bir anlatıma sahip olmakla birlikte tutarlı oyuncu yönetimi ile sinematografisiyle festivalin parlayan yıldızlarından biri haline geliyor. “Taş ve Tüy”; Nazire’nin hurdacı Selami (Özgür Meriç) ve Mami’nin (Onur Gözeten) İstanbul’un arka sokaklarında onurlarıyla hayatta kalma mücadelesini konu alıyor.
Filmin üst sınıf ile alt sınıf arasındaki çatışmayı etkili bir gerçekçilikle sunduğunu belirtmek gerek ancak Melda Tuzluca, Özgür Meriç ve Onur Gözeten’in performanslarını kutlamakla beraber bazı sahnelerde diyalogların anlaşılmadığını da vurgulamak gerekiyor.